31 Mayıs 2026 Pazar

MEMLÜK MUSHAFI TARİHİ VE İSLAMİ GEOMETRİ DESENİ

 Selamünaleyküm  sevgili okurlarım! Eserlerin tarihine burdan devam edelim. Normalde diğer paylaşımımdaki gibi yapıcaktım ama teker teker paylaşmak ve biraz bilgilendirmeler yapmak istedim. İlk olarak Memlük mushafından bir desen ile başlayayım. Ardından başka eserler ilede bilgilendirmelere devam ederim.  

 Adından da belli olduğu gibi bildiğimiz bir dönem ismini duymuşsunuzdur. Memlüklüler döneminde yazının gelişimi o dönemden kalan bu mushaflar sayesinde öğrenilmiş. Bundan dolayı Memlük dönemi kitap sanatının ulaştığı mükemmelliği günümüze ulaştıran önemli eserlerden biridir. 

  Mushaflar arasından biride bu bahsettiğimiz mushaftır ki kendisi kitap sanatının hamisi Memlük sultanı Kayıtbayın (1468-1596) hazinesi için yazılmış. Kısaca şu şekilde bir bilgi aktarmak isterim :

Dünya Osmanlı Devleti’nin makarr-ı saltanatı olan Dersaâdet’e, Memlûkler zamanında birçok Mushaf-ı Şerîf’in geldiği; XIX. yüzyılın başlarından itibaren muhafaza edilmek üzere vakfedildikleri camilerden, türbelerden, müze ve kütüphâne koleksiyonlarına toplanan eserlerden anlaşılmaktadır. İslâm yazı sanatı, başlangıcında imlâ gelişimine odaklanmış, bu meyanda ilk asır sonrası yazı estetiği üzerine çalışmalar yapılmıştır. Abbâsîler döneminde görülen bu gayretler neticesi yazının kurallara bağlandığı ve çeşitlendiği görülmüştür.”(Alıntı)

  9 satırlı ve 463 yapraktan oluşan bu eserin Salbekli ve oval şemseli  miklepli vişne rengi cildin döneminden kalmaymış. 439b- 462b’ye kadar yine sûre başlığı altında,âyetlerin kelime anlamlarının Arapça olarak izah edilmesi önemli bir özelliği imiş.Mushaf’ta Sultan II. Bâyezid’in vakıf mührünün bulunması, görülüyor ki Mushaf’ın Sultan II. Bâyezid döneminde Saray’a girmiş.Eser, 1480- 1490 yılları arasına tarihlenebilir deniliyor. Sultan III. Ahmed’in annesinin Üsküdar’da yaptırmış olduğu Gülnûş Emetullah Vâlide Sultan Camii’ne ise konulmak üzere vakfettiği h. 1132/1719 tarihli Arapça yazılmış olan kayıttan anlaşılmaktaymış. Şuanda bulunduğu yer ise İstanbul Türk ve islam Eserleri müzesi olduğu biliniyor.

12). Görsel: 12, Örnek: 2, El- Câmiu’s- Sahîh, 833/1430, TİEM: 1601, Arka Kapak






  Bu desenimizde mushafa ait bir desen😌 
 Bu yazımda da bir eser daha öğrendik ve her defasında dedelerimizin geometrinin o muhteşem görünümünden yararlandığını gördük.Siz neler düşünüyorsunuz yorumlarda buluşalım hoşçakalın Allah’a emanet olun😌

. Görsel: 12, Örnek: 2, El- Câmiu’s- Sahîh, 833/1430, TİEM: 1601, Arka Kapak,

. Görsel: 12, Örnek: 2, El- Câmiu’s- Sahîh, 833/1430, TİEM: 1601, Arka Kapak,

12 Mayıs 2026 Salı

İSLAMİ GEOMETRİK DESENLER VE BULUNDUKLARI ESERLER

 Selamünaleyküm sevgili okuyucularım! Bu yazımda Islami geometri sanatından devam ediyorum. Çizimlerimi Eric brough tarafından yazılan kitaptan bakarak öğrendim ve çizdim. Kısaca tarihlerindende bahsettim. Zaten çok uzunca yazmamışlar. Hepsini bu yazıda paylaşmayacağım tabi. Biraz biraz paylaşayım dedim. Umarım beğenirsiniz yine bu sanatla alakalı güzel bilgilendirici yazılarla da ara ara bilgilendireceğim sizleri. Beğeni ve yorumlarınızı bekliyorum. 





Allah’a emanet olun😌

3 Nisan 2026 Cuma

GELENEKSEL TÜRK SANATLARI

   Selamünaleyküm sevgili okurlar! Bu yazımda sizlerle yaptığım,acemice olsada,bir kaç minik eser paylaşmak istedim. Tabi sadece onları paylaşmak değil amacım aynı zamanda küçük bilgiler de paylaşacağım öğrendikçe. 
   Bu alan bildiğiniz üzere “GELENEKSEL TÜRK SANATLARI” olarak geçiyor. Kendimi sanatçı biri olarak ve dinimin yönlendirdiği sanat olarak Geleneksel Türk Sanatları alanında geliştirmek istedim.Normalde zaten çizim açısından bu yetenek bizde genetik. Dayım bir ressam,tabi meslek olarak yapmıyor evinde kendi çizip evinin duvarlarını süsleyecek şekilde manzara resimleri yapıyor. Erkek kardeşim de bende ona çekmişiz. Benimde resmim iyi ama erkek kardeşim gibi geliştirmediğim için kendimi onun gibi profesyonel değilim o şuan tam dozunda yani liseyi bu yıl bitirecek ve bi mimarlık şirketinde müdür olsam onu direk şirkete çizim alanında bir bölüme alırım. Kendisi bi hazırlık kursuna giderek başladı ortaokul sondayken. Benim karakalem çizimlerimi görüp başladı merakı. Sonra kursta kendini mükemmel bi şekilde geliştirdi. Bi karakalemle başlayan hikaye ardından resim defterleri, çizim defterleri,kuru boyaları,özel sulu boyaları,guaj boyaları diye gitti. O hikayesine öyle devam ederken ben lisede bu açıdan malesef sanatın bana bir şey katmayacağını yani dinen bu alanda işte suret resmî çizmenin uygun olmadığı konusunu öğrenince araştırdım ve ilk o zaman geleneksel Türk sanatlarına ilgim arttı. Yengemde hattatlık yapıyordu o zamanlar.Onun masasını görünce çok özenmiştim. Tamam dedim bu sanat benlik. Madem bir sanatkarım ve Rabbim beni böyle yaratmış bende Rabbimi zikrederek hattatlık yolundan gitmeliyim dedim. Tabi bu işler nasip işi. İlk olarak lise ikide İsmek kursuna başlamıştım hat ile yazmaya. Rika yazısını öğrendim. Tabi okul dersleriden dolayı devam edemedim. Liseden sonraya üniversite zamanlarıma veya daha sonrasına bırakma kararı aldım. Çünkü sadece bu alanın üzerinde yoğunlaşmak gerekiyordu. Günlük zamanımın çoğunu bu dersler için harcamalıydım. Üniversite sınavlarına odaklanmam gerektiği için sonraya bıraktım. Açıktan okumaya başlayınca sülüs hat yazısınada başladım. Ama onuda bitiremedim çünkü pandemi dönemine denk geldi öylede nasip olmadı. Sonra hastalığım ortaya çıktı bi daha da gidemedim zaten. Tek başıma öğrenebileceğim bir alan değil malesef. Ama tabi ben unutmayayım diye kendimce yazıyorum bakarak. İlerde inşallah tam kursuna gitmek nasipse para verip gitmeliyim özel olarak hocasına.
  Süpriz olsun dediğim sanat ise Ebru idi. Bi set almaktı ilk olarak yapmam gereken. Sonra yapılışını iyice araştırıp öğrendim. Youtubeden çokça video izledim. Kolay bi sanat ama onunda zor yanı varmış. Hatta kamış kullanmak sıkıntı çünkü özel bi neşter ile kamışın ucunu açmak gerek ve bu işte ustanın işi genelde. Bende divit ile yazıyorum mecburen ilk hocam açmıştı lise ikide ilken yazdığımda. Pandemide uzaktan eğiti vermişlerdi ama hoca yazımımı görmediği için nerede hata yaptığımı kameradan iyi görmüyordu bu yüzden öylede devam edemedim tabi birde kamışın ucunu açamadığım için.  Ebru’da ise meğer suyun kıvamını tutturmak zormuş. Aldığım Ebru setinde suyu doğru kullanmadığım için istediğim şekilde çiçekleri elde edemedim ama genel Ebru çeşitlerini yapabildim. Gelgit Ebru mesela basit bir Ebru çeşidi. Çiçeklerden lale ve Gül yapmak istedim ama olmadı çünkü kıvamı tutturamadım. Yaptığım ebrular ile de hediyelik ayraçlar ve tablolar yaptım. Tablolar dediğim ise aslında mukatta sanatı oluyormuş. Bunu sonradan öğrendim ben tabi. Videosu karşıma sonradan çıktı. Ben kesip ortasına koyup ebrunun resmini çekiyordum. Tabi mukatta sanatında şöyle oluyor ebrunun ortasını kesip hat yazısının çevresine yapıştırıyorlar. Etrafınıda altın boyası ile boyuyorlar. Ve çok güzel oluyor ben yazıyı direk sayfanın üzerine koyuyorum öyle de güzel oluyor. Ahşap bi tepsinin içine yerleştirip çerçeve gibi kullandım hem tepsi olarak kullanıyorum hem de çerçeve olarak kullandım. Yine bi tane Ebru çeşidi var mesela bülbül yuvası;birkaç tane spiral yapıyoruz damlattığımız boyaların üstüne biz adını verdiğimiz demir çubuk ile daire yapıyoruz onu denediğimde başardım biraz. Onun dışında ilk Ebru olan Battal Ebru var oda basit; ebrunun temeli oluyor sadece renkleri damlatarak yani sıçratma yaparak oluşuyor. İstediğimiz renkleri seçip fırçayı parmağımıza vurarak sıçratıyoruz. Yapmamız gereken sadece bu. Gelgit ebrusunuda yaptım oda basit biz adını verdiğimiz demir çubuk ile Battal ebrusu yaptıktan sonra ileri geri biz ile çizik atıyoruz ve gelgitler oluşturuyoruz. Üstüste iki Ebru yaparsak mesela çift Ebru olur bunun gibi bir çok Ebru çeşidi var.  
  Araştırmalarım sonucunda şunlarında öğrendim ve çok etkilendim. Hat sanatında nasıl kamış özel olarak üretiliyor aynı ebrununda fırçasının ana malzemesi yani dalı ve kılı ayrı olarak üretiliyor. Dalı Gül dalından kılı ise at kuyruğu kılından yapılıyormuş. Bu fırçalar sayesinde boyayı suya sıçratıyoruz. 
 Onun dışında instegramdan takip etttiğim bi ebruzen çiçeklerin manasını anlatıyordu. 
Lale: Allahın yani Rabbimizin sembolü imiş. Allah lafsı da lale kelimeside aynı harflerden yazılmakta. Ve lalenin tek bir soğandan bir çiçek oluşması Rabbimizin tek oluşunu simgeliyormuş.
 Gül ise: Peygamberimizi simgeliyor. Onun her bir yaprağını sabırla suya işlerken peygamberimizin sabrını simgelemekteymiş. Ve diğer bir çok çiçeğin de manaları var. Böyle işte onlarıda size bırakıyorum araştırmasını. Ve şunu araştırmanızı isterim. Ebrunun psikolojideki yararlarını. İsterim çünkü bi psikolog ebruzenin sayfası ile karşılaştım. Ebrunun su ile yaptığı renk cümbüşü insan psikolojisinde çok yararları olduğundan bahşediyor. Kendiside terapilerini hastaları ile Ebru yaparak gerçekleştiriyormuş. Açıkçası bunu öğrendiğimde gerçekten çok şaşırdım ama sonra aklıma şu geldi. Bilirsiniz suya dua okuyup üflediğimizde Allah’ın izni ile o su şifa olur. Suyun yapısı değişir. Hatta tadındanda anlaşılır. Rabbimiz suyu öyle yaratmış. Suyun enerjisi çok farklı birşey bu açıdan. Bundan dolayı su ile yapılan bu sanatta insan psikolojisine iyi gelmiş olması gayet normal.
  Bu şekilde,araştırdığınızda öğrenmiş olursunuz zaten. Son olarak yaptığım eserleride buraya bırakıyorum. Umarım beğenirsiniz. 
  

              Gelgit Ebru 


            Bülbül yuvası



21 Mart 2026 Cumartesi

YAZMAYA DEVAM✍️

   Herkese selam sevgili okuyucularım! Ben geldim yine yeniden merhabalar! 

  Herkesin Ramazan bayramı mübarek olsun! Şeker tadında güzel bayramlarımız olsun inşallah.Uzun zaman oldu neredeyse iki yıldır bloğuma girmiyordum. Bi anaokulunda çalıştım iki ay,o ara yazmaya ara verince tekrar devam edemedim.Aradan geçen koca iki yılda çok şey yaşadım. İlgilendiğim sanata yani geometri= hendese ilmine ara vermiştim.Baya bir biriktirmişim cami, medrese, kale… gibi eserlerin desen tasarımlarını.2025’e girince nisana doğru yani tam bir yıl önce bu zamanlarda Ramazan bayramında rahatsızlığım yani bir hastalığım var ve biraz kötüleştim. Şeker düşmesi gibi düşünebilirsiniz tabi daha farklı bi durum benimki. Velhasılkelam bir kaç ay kendime gelme süreci derken ozaman almıştık haberi kız kardeşim sana süprizim var dedi ben bi geçmiş olsun hediyesi mi aldı acaba diye düşünürken çantadan yeğenimin fotoğrafını çıkardı tabi belli olmuyor. Parmak kadar yok!Ama şimdi kucağa sığmıyor. Evet teyze oldum! Nasıl güzel bi duygu anlatamam resmî görünce öyle duygulandım ki rabbim isteyen herkese nasip etsin. Anne baba olmak çok zor bi görev geleceğin çocuklarını hem bu dünyada yetiştirmeye gayret ediyorsun hemde Allah’ın rızasına uygun yaşayan bir birey yetiştirmek çok meşakkatli. Zaten rabbim evlat süsü ile bir evi süslendiriyorsa eminim o anne babayı hazırlamıştır ve rızkınıda verir. 

 Neyse ne diyordum yeğenimin haberi ile evde bir heyecan başladı bu dokuz ay nasıl geçicek yaa diye düşünmeden duramadık. Bende boş durmadım tabi bebek bohçası için bişeyler örmeye başlamıştım hatta beş yıl önce başlamıştım bebek takımları yapmaya. Ama tabi babaannesi torununa benim örgülerinden daha orijinal örgüler patik hırka vs. örünce bende amigurumi becerilerimi göstereyim dedim ve mini bir çiftlik yaptım yeğenime. Bi tane öylesine yapmıştım bi baktım instegramda çiftlik diye satıyorlar ben sana yaparım kardeşim dedim. Çok mükemmel oldular. Ardından doğuma yakın bi zamandı yine sayfamda dolanırken sizlerde bilirsiniz her yaşa hitap eden montessori etkinlik defterleri yapıyorlar. Kimisi kartondan biraz daha büyük yaşlara yapıyor kimisi daha genel her yaş için bide uzun ömürlü kullanabilmesi için keçeden yapıyorlar. Bir tanede ben yapayım dedim hepsi çok güzeller gerçekten. Bebişlerimizin el kol göz kordinasyonunu geliştirmek için en temel amaç,onun dışında hem ekrandan uzak hemde anne ile bebeğin beraber vakit geçirebilecekleri güzel bi etkinlik. Annemler de çok beğendi önce parça parça yaptım sayfaları en son babama verdim ,dikiş makinesinde hepsini birleştirdi. İlk başta neler yaparım diye planlamıştım telefonumdan ardından yavaş yavaş kesip diktim özenle! Bide bu defterin kapağını yapmak var genelde bir hayvan resmî yapıyorlar ve isim yazıyorlar  bende öyle yaptım ama kardeşimin hastanede gelenlere ikram ettiği çikolatanın paketinde ve hastane bebek takımında tasarladığı resmî bende defterin kapağında kullandım:”Aya bakan minik yavru bir kurt🐺☺️“

 Bu takımı(yastık,hastanede giyeceği zıbını,şapkası, pike çarşaf takımı..) instegramda görmüş herkes şimdi bu takımı yaptırıyor tasarımlar(üstündeki resmî) müşteriye ait. Erkek kardeşim bilgisayarda harfleri ve renkleri ayarladı sonrada bastırdı ve diktirdi. Veee 26 kasım günü geldi ve çıkıverdi yumurtadan minik yavrumuz. Teyzesinin bıdığı şimdi dört aylık oldu!

  Öyle işte şimdide yeğen büyütüyoruz. Tabiki o sıradada sanatla uğraşmaya hem hal olmaya devam! Bir sonraki yazımda inşallah bahsedeceğim. Sürpriz olsun belki ustasından öğrenmek nasip olmadı ama bende acemice de olsa azar azar yapıyorum bir şeyler.




Gökalbimin hastane takımıda böyle hem odasında süs yastık için kullanabileceği hemde hastane odasında süslemede kullandığı balon yastıklarda bu şekilde😌
  Aşağıdakiler ise amigurumi eserleri🧶☺️Videoda defterimin tamamı bitmiş hali📓
 
Buda amigurumi çıngırak setim! ilk bu seti yapmıştım sonrada çiftliğimi😌

 Çiftliğimizde burada🧸🐈🐓🐥🐔🦆🐑🐅🐸🐒🐼🦊🐇
Son olarakta defterimi incelemek isterseniz buraya koyuyorum😌


















 Bu defterde günlük alışkanlıklarımızdan diş fırçalamakyı, abaküs ile sayı saymayı, kurabiyeleri kurabiye canavarına yedirirken çikolata parçacıklarını sayıp hemde fermuarı açıp kapatmayı,renkleri eşleştirmeyi, bağcık bağlamayı,büyük küçük kavramlarını öğrenerek sıralamayı,parçaları birleştirip bir bütün yapmayı, parmakların gelişmesini sağlayan boncuktan yemleri ittirerek balığı besleyebilmeyi, düğme iliklemeyi,şekilleri,civcivleri tavuktan ve yumurtadan çıkartıp hikayeler oluşaturabilir,mandalla kıyafetleri alıp ipe asmayı ve çıt çıtlı elma ve armutları toplayıp sepete koymayı ve yine böylelikle küçük el koordinasyonlarını çalıştırmayı öğrenir. Son olarak ise istediği parmak kuklaları ile istediği hikayeyi canlı canlı dinleyebilir annesinden☺️
Evet bir sonraki yazımda görüşmek üzere Allah’a emanet olun sevgili okuyucularım tekrardan herkese 
    İYİ BAYRAMLAR🍭🍬❤️

 



16 Ekim 2024 Çarşamba

BCP (Blogları Canlandırma Projesi) EKİM AYI YAZIM

  Herkese selamünaleyküm sevgili okurlarım bu ayki BCP konularından biride sevgi ve aşk. Bende bu konu ile izlediğim ve çok etkilendiğim filmi yazmak istedim. Eminim sizde izlemek istersiniz. Film:”Şuursuz Aşk”❤️❤️


İsmail Hacıoğlunun ve Ebru Şahinin oynadığı başyapıtta harika bir oyunculukla tüm roller çok iyi oynanmış. Ağlamadan izleyebilmek imkansız. Konusu sadece aşk da değil dostluk,sevginin,inancın azmin gücü 
şeklinde sıralanabilir. 

 Filmde aklı yarım çalışan engelli  Yusuf’un bir simitçi arabası vardır bir gariban anası ile evini geçindirmeye çalışır eski bir zamanda anlatılıyor hikaye darbelerin olduğu 80 li yıllarda bir çok kişinin hapishanelere düştüğü zamanlar.
   
  Yusuf saf temiz kalpli ekmeğinin peşinde olan ama hep içinde bir okuma öğrenme isteği olan bir genç. Yolda hergün mahalledeki en yakın arkadaşı çalışkan Ahmet’ten tarih dersi alır yolda yürüye yürüye giderler hem simit satar hem birşeyler öğrenir. Ama bir gün bir silahı gizlice arabasına koyan koministçi yüzünden yoldaki polislere yakalanır yusuf. Ve hüzünlü hikaye burda başlar. Anası onu arar ve komutanlardan öğrenir rehabilitasyon olan cezaevine gönderildiğini. Tabi önce hapishanede o dönemlerde yapılan işkencelere maruz kalır o dönemin yaşanmışlıklarını çok güzel yansıtmışlar açıkçası. Rehabilitasyonda bir doktor hanım var ve orda bu hastaları tedavi etmeye çalışıyor. Malesef orda hem güzel bir aşk bekliyorken Yusuf’u kötü şeyler de yaşayacaktır. Orda çalışan iki kötü bekçi malesef onlara yani Yusuf ve sevdalısı Menekşeye kötü şeyler yaşatırlar. Ve o sırada başka üzücü şeylerde yaşanır rehabilitasyonda. Menekşe de engelli güzel bir kız. Aralarında öyle temiz ve saf bir aşk yaşanıyorki. En çok duygulandıran sahneler menekşe ve Yusuf’un sahneleri. Birbirlerine olan aşklarını kağıtlara yazarak anlatıyorlar. Ve tabi işte sırf bunun için ordaki arkadaşlarından okuma yazma öğreniyor Yusuf. Arkadaşları Yusuf’u çok seviyor. Her karakterin komik isimler vermiş olmaları birbirine yani kendi aralarında lakap takmaları çok temiz duygular. Ve aralarında akıllı olan aslında sevdiklerine zarar gelmesin diye kendini feda edenlerde var. Yusuf’un annesi ise doktorun dediğine güvenir ve dava açar Yusuf’un suçsuzluğu için. Filmin sonunda bekçilerden kötü olan ölür. Herkes çok sevinir. Ve Yusuf davayı kazanır. Doktor hanım çok riskli birşey yapar çünkü bunu yapması gerektiğine inanır. Menekşenin ve Yusuf’un aşkından haberdardı hatta annesi ziyaretinde menekşeyi tanıştırmıştır Yusuf. Orda okadar duygulandım ki annesinin aklına gelebilirmiydi bir gün oğlu aşık olucak karşısına bir gelin çıkaracak en güzelide menekşe ile olan aşkını ifadesi orada eminim gözyaşlarınızı tutamazsınız.  Doktor menekşenin Yusuf’la çıkmasını istiyor ve rapor yazıyor. Sadece sonu güzel gibi bitsede annesi için güzel bitmiyor ordada küçük bir dram ile bitirelim demişler ama olsun oda hayatın gerçekleri rabbim kimseye yaşatmasın tabi o gerçekler üzücü ama yinede Yusuf’la menekşenin birbirine kavuşmaları çok güzeldi. Aralarındaki aşk unutulmaz bir hikayeydi.😌 
 Eminim sizlerde severek izleyeceksinizdir filmi!Şimdiden iyi seyirler diliyorum. Hoşçakalın!Sağlıcakla kalın!😌❤️

7 Ekim 2024 Pazartesi

AĞAÇ EVİ SOHBETLERİ 268

 


 Bugünki sohbet konumuz biraz üzücü de olsa konuşmak istedim bu konu hakkında. Bloggerlar olarak kendi aramızda en azından duamızı esirgemeyiz onlardan. Evet konu “FİLİSTİN” ! 

  Bugün tam bir yıldır devam eden savaş artık savaş olmaktan çıktı. O insan olmayan insan demeye dilin varmadığı şahıslar sadece katliam ediyorlar. Söylenecek söz çok ama dil varmaya utanıyor!Gerçekten sonumuzun ne olacağını rabbim bilir ama insanlığın uyuması ciğerimizi parçalıyor evet elimizden gelen duamızı esirgemiyoruz her daim dilimizde 😔Rabbim onların cennetlik olduğunu kuranda müjdeledi ve biliyoruzki o zalimlerin gideceği tek bir yer var bunuda biliyor ve inanıyoruz. Onlar zannediyor ki biz kazanıyoruz yani kendileri halbuki kazananan Kudüs Filistin! Onlar bunu bilemezler. Cennetlik olan onlardır. Bizler kendi halimize dahi üzülmeliyiz burada ne imkanlar içindeyiz ama onlar şehit olanlardır. Rabbim bu zulmün bittiği zalimlerin kahrolduğu günleride en yakın zamanda gösterecektir inşallah🤲Kıyamet alametlerinin olduğu bir çağdayız. Efendimizin(sav) bu alametleri söylediğini biliyoruz. O zalimler kıyameti koparmayı istiyormuş sözde öyle bir düşünce ile bu katliamı yapıyorlarmış yıllar önce mescidi aksada Nurettin zenginin minberini yakan hristiyana sormuşlar neden yaktın diye. Çok ilginç bir cevap işte ne demiş “ tanrıyı kıyamete koparmaya zorladım” gerçekten denecek bişey bulamıyorum. Bu bilgiyide bugün izlediğim Alişan ile gülümse hayata programında Dr. Ali erkan hocadan öğrendim. Ve izlerken programı çok ağladım. Zaten kalbimiz paramparça ama anlatılanlar gerçekler öyle güzel yansıtılmışlar ki programı sunanlardan bu günü kardeşlerimizi düşünenlerden Allah razı olsun. Sadece savaştan bahsetmediler programda Kudüs’ün neden önemli olduğunu tarihini ,Selahaddin Eyyüb ün hikayelerini ve Peygamber Efendimizin (sav) miraç mucizesini anlattılar. Mescidi aksanın ilk kıblemiz oluşunu ve hikayesini ve daha ne çok şey öyle güzel bilgiler ve değerlilerki. Ve acı dolu görüntüler. 

  Ağlamak, boğazımın düğümlenmesi .. ve sadece gözyaşlarımın konuştuğu bir sabah oldu bugün benim için.Seccademin başında dua edebidim kuran okuyabildim kardeşlerim için.  Sizlerle hem duygularımı paylaşmak istedim hemde bu hafta bu konu üzerinde düşünelim kendimizi hesaba çekelim ve en önemlisi bol bol dua edelim hatta elimizden geldiğince yardım gönderen İHH gibi derneklere bağışlar yapalım inşallah. 

Rabbim sonumuzu hayır eylesin ülkemizi bölmeye çalışan İsrail i kışkırtarak bişeyler planlamaya çalışanlar kısacası yıllardır hep varolan düşmanlarımız yine topraklarımızı almaya çalışsada inanıyorum ki bizi bölemeyecekler. Askerlerimiz Allah’ın izni ile güçlü. Rabbim izin vermediği sürece ki inananlar daima kazanmıştır aynı peygamberimizin yıllar önce savaşta yahudilerin sayısı fazla olmasına rağmen savaşı kazanması gibi. 

 Dualarımız bu yönde , dualarımız Filistin ile… 😔

https://youtu.be/uUuQo_InZw0?si=_xkqlnyArZSagj6Z

(Programın linkini paylaştım arkadaşlar sizlerde bilgilenmek hocamızın duasına bir amin demek isterseniz buradan ulaşabilirsiniz 😔Sağlıcakla kalın…

19 Eylül 2024 Perşembe

ESKİ GÜNLER!


https://www.facebook.com/share/r/aryBNSuqPrmnSBWb/?mibextid=YpDZO8
  

  Bugünde Facebook’ta izlediğim iki videoyu paylaşmak istedim 🥹Söyleyenecek şey çok ama insan bu gerçeklerin karşısında üzülüyor sadece!Çocukluğuma döndüm bir an ve o günlere gitmek istedim videoyu izlerken ve şiiri dinlerken sanatçımızdan çok duygulandım🥹

Neyse izleyince neler hissedersiniz merak ediyorum yorumlarınızı bekliyorum hoşçakalın😌

18 Eylül 2024 Çarşamba

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 265

 Burdanda yazmak istedim öğrendiğim şeyleri paylaşmayı seviyorum konumuz sağlık olunca alişanla hayata gülümse programından öğrendiğim sağlıklı bilgileri paylaşmalıyım dedim gerçekten paylaşmaya değer Madem sağlıklı bir gelecek istiyoruz o zaman yapmamız gereken aslında en güzel şey tamamen doğal beslenmek tamamen organik beslenmek şöyle ki bu şehir hayatında belki mümkün değil ama elimizden geldiğince memleketlerimizdeki gıdalarla beslenmek oranım organik ürünleri ile beslenmek bize ancak sağlıklı kılar öğrendiğim çok güzel bilgiler var bunlardan bir tanesi gıda mühendisi Nurperi hanım diye bir bayan çıkmıştı programı ve ülkemizin dağlık bölgelerinde ki işte özellikle mesela yaylalarında güzel yerlere gidip peynir yapımını ondan sonra yoğurt yapımını öğrenmiş ya nasıl yapıldığını daha doğrusu ve mesela hakkari’nin Coli dağına gitmiş oranın yaylaları nda keçi sütünden otlu peynirler yapıyorlar bunu anlatmışlar işte nasıl yapıldığını ve o kadar güzel ki bir defa insan zaten bu kartpostallık resimleri gördükçe sübhanallah demeden geçemiyor izlerken programa oralara gitmeyi çok istedim oralarda yaşamayı çok istedim açıkçası çünkü gerçekten gelecekte sağlıklı bir hayat istiyorsak böyle yerlerde de yaşamak gerekli olduğunu düşünüyorum elbette şehir hayatından vazgeçmek imkansız olabiliyor ama insanın elinde varsa böyle bir imkanın oralara yerleşmeyi oralarda yaşamayı düşünmeli derim benim memleketimde de mesela halam var amcam var çok doğal bir şekilde besleniyor besleniyorlar doğal bir şekilde yaşamları var geçen yıl oraya gittiğimde o kadar mutlu olmuştum ki bir kere oranın havası bana çok şifa olmuştu küçük bir rahatsızlığım vardı ve Pandemiden dolayı oranın havası tamamen ile şifa oldu bana zaten orada insan hiç katkı gıdalı ürünler yemediği için çok rahatlıkla hastalanması imkansız olabiliyor zaten ya yorumlarımda da demiştim insanlar çok uzun Ömürlü yaşıyorlar oralarda benim babaannem 90 küsür yaşlarında mesela ve maşallahı var benden bile dinç diyebilirim ki gerçekten nenelerimiz dedelerimiz öyleler ama mesela burada şehir hayatında yaşamış olan maalesef işte şeker hastalığı veya tansiyon hastası olan bir sürü de yaşlı insanlar var maalesef onların sebebi de tamamen belli yani en yakın akrabamız bile mesela hep şunu söyler köye gittiğim zaman hiçbir rahatsızlığım olmuyor buraya geliyorum hemen şekerin düşüyor şekerim artıyor işte tansiyonum artıGibi şeyler söylüyorlar o programda da yine mesela Çorum’un Kargı Dağları’nda Kargı peyniri yine yapımına göstermiş gıda mühendisi Nurperi hanım gerçekten o peynirin yapımı da çok çok çok güzel bir gıda mühendisinin anlatmış olması daha güzel bir şey çünkü bilimsel bir şekilde anlatıyor hem oraya gidip köylü kadınlarla birlikte Süt-Saıyor peynirin yapımına yardım ediyor zaten bir gıda mühendisi bunları bilir ekstradan kendisini göstermesi de çok güzel bir şey peynir yapıp maya katıyorlar tabii ki mayanın yapımı da çok farklı farklı bir maya kullanıyolar ve özellikle bunun yapımında belli bir mevsim tercih ediyorlar çünkü o mevsimde ineklerin beslendii otlar taze olduğu için sütüne de bu yansımış oluyor mesela Eylül ayında yedikleri otlarla Nisan ayında yedikleri otlar bir olmadığı için bu sütleri daha probiyotikli ve daha vitaminli kılıyormuş sütü salıp mayasını ekledikten sonra bir makinenin içerisinde teyzelerimiz bunu harmanlıyor yani karıştırıyorlar sonra tuzunu falan ekliyorlar ardından Tokaç denilen tahta sopalarla bunları çuvallara koyup basıyorlar ve mesela burada çok önemli bir fermantasyon gerçekleşiyor burada “peynir ağlıyor” deniyor yani terleme gerçekleşiyor çuvalın dışında ve hatta tokaçlarla vurduklarında çuvalın altında yağı yani suyu akıyor peynirin o akan terler su halinde akıyor bunları bu şekilde çuvallara bastıktan sonra aradan belli bir zaman geçiyor ve bu içerisinde fermantasyon halinde doğal probiyotik gerçek hakiki peynirler gerçekleşiyor yani bu o kadar çok değerli şeyler ki Türkiyemizin diğer ülkelerden en güzel kılan özelliği de bu gerçekten yani insan ülkesini bu kadar hayran olamaz  doğal güzellikleri olsun memleketimizin her bölgesinde yetişen sebzesi meyvesi sadece oda değil Rabbimin yarattığı o güzel hayvanların bizler için oluşturdukları sütlerinden derisinden etinden yününden  yani herşeyinden yararlanmamız gerçekten güzel bir şey Buda elhamdülillah bizim Müslüman oluşumuzun da bir etkisi var ya çünkü bunları bilmeyen inancı böyle şeyleri olmayan değer veremez mesela yine programda 92 yaşında bir dedemiz katılmış yılların Dondurmacısı dedemiz gerçektenken göçmen rum göçmeni ve elhamdülillah Müslüman oluşuyla olsun gerçekten takdir edilebilecek bir hayatını anlattı babasının fotoğraflarını paylaşmış 1922 yıllarından kalma fotoğraflar ondan öğrenmiş bu dondurmacılığı ve torunlarına oğluna aktarmış bu bilgilerini ve yani insan onu dinlerken bile ne kadar huzurla kaplı oluyor içi insanın içi gerçekten çok güzel bir şey sonra gıda mühendisi Nurperi hanımla programa katılınca o dondurmanın ne kadar aslında önemli bir şey olduğunu bilimsel halleri ile de anlattı ve mesela gerçek hakiki dondurmanın manda sütü ve gerçek hakiki saleple yapıldığından bahsetti ve dondurma hakiki oluşunu hemen erimemesinden anlarmışız tabi benim yazdıklarımın dışında da çok güzel bilgiler aktarıyorlar aklımda kalanları yazdım buraya izlemenizi tavsiye ederim buyüzden mesela şöyle bir şeyden bahsettiler bu benim çok ilgimi çekmişti bu yeni doğum yapan mandaların ilk sütleriden dondurma yapılmazmış bu sadece Mandalar için geçerli değil keçe olsun inek olsun çünkü bu yeni doğum yapmış bir hayvanın ilk sütü yavrusunu rızkıymış ağız sütü deniyormuş  hatta dedemizin söyledğine göre haram bile deniyor yani çünkü ondan hiçbir şekilde dondurma ya da peynir yoğurt artık ne yapılacaksa tutmazmış yani Buda Rabbimin bir işi işte yani Haram olmuş olmasa böyle bir şey zaten Rabbim nasıl izin versin bir de dondurmanın peynirin tutmaması da ayrı bir Özelliği diyebiliriz yani programı izlerken hem çok bilgileniyorsun hem ülkemin o güzel yöresine ait olan Geleneklerini göreneklerini öğrenmiş olmak güzel bir şey  böyle programlar çok yok kanal olarak zaten trt en güzel kanal bu konuda oda böyle bir programla hem ülkemizdeki kadınlarımıza yardım ediyor memleketimizin her köşesini gezip bizler için birşeyler öğreniyorlar.

  Kısacası sağlıklı olmak için doğalı tercih etmeliyiz başka çare yok ve tabiki tüketici değil üretici olmalıyız daima😌 Geleceğimiz için evlatlarımızı öyle yetiştirmeliyiz.

   İzlemek isterseniz bölümü paylaştım yorumlarınızı bekliyorum😌





14 Eylül 2024 Cumartesi

BENİM PENCEREMDEN HAYATIM

   


  Bu sabah yine güneşin ışıkları ve kuş cıvıltıları ile uyandım.Yatağım penceremin yanında olduğu için perdenin kenarından sızan güneş ışınları gözlerime doğru geldi yine. Bu güne de bir elhamdülillah dedim içimden. Kuşların cıvıltılarını duymak çok güzel kulağıma müzik gibi geliyor. Rabbim sanki bizler için yaratmış. Besmelemi çekip kalktım, perdeyi çektim ve penceremi açtım ve işte o koku! Doğanın kokusu.. Rabbim şehirde evlerin arasında sıkışmış bütün insanlara nasip etsin bu kokuyu. Durumu olmayıp köylere veya başka yerlere gidemeyen bir çok aile var elbette onlar için de dua ettim içimden. Biliyorumki ben burda yaşamımı sürdürüken dünyanın diğer yerlerinde yaşayan kardeşlerim neler yaşıyorlar onlar için duamı hiç esirgemiyorum elimden geldiğince paramın bir kısmını onlar için harcarım daima. Oksijeni içime çektikçe şükrettim. Dışarıdan gelen yeşilliğin, toprağın kokusu çok güzel. Bu kokuya hayranım. Kokuyla birlikte oksijeni  çekerken içime iyice kendime geldim. Diğer penceremi de açtım. 


 Odamda iki pencere var biri yatağımın yanı diğeri de çalışma masamı koyduğum yerde. Camı açarken fark ettim; dün akşam yağmur yağmıştı hemen kendime kahve yaptım ve kitabımı da alıp köşeme geçmiştim. Üstüme battaniyemi alıp yağmur sesinde kahvemi içerken kitap okumayı çok seviyorum bir terapi gibi geliyor yağmurun sesi. Doğal ücretsiz terapi işte daha ne isterki insan sübhanallah. Bu köşeyi bu yüzden çok seviyorum. Yatağımdada okuduğum oluyor ama bu koltuk tipli sandalyem çok rahat ve onu çok seviyorum heleki pembe rengi benim en sevdiğim renktir.

 Kahve bardağımı unutmuşum. Bardağı alırken de masamdaki kitap dağınıklığını düzenledim. Terliklerimi giydim tam odamdan çıkarken duvardaki annemlerle ailecek çekildiğimiz fotoğrafa takıldı gözüm. Her sabah bakarım, yine baktım gülümsedim, her zaman aklımdalar hiç çıkmazlar. Yanlarındayken neden bilmiyorum çok kavga ederiz. Ama araya mesafe girince özlem artıyor ve herkes yumuşayıveriyor. Fotoğrafı çekildiğimiz yer gözümün önüne geldi bir an. Yine bir sultanahmet meydanın da geziye çıkmıştık, bor vaz bir defa yapardık Araba aldıktan sonra ise daha cok eniştemlerle gezmeye gidiyorduk. Sultanahmet meydanın da biraz gezeriz mısır falan yer ordan gülhane parkına geçeriz ordan da eminönü tabiki, orda balık ekmek yer gelirdik evimize. Açıkçası İstanbul burnumda tütmüyor değil. Mutfağa geçtim bardağımı lavaboya koydum. Sonra elimi yüzümü yıkayıp abdest almak için banyoya gittim. Ardından odamda seccademi yere serip namazımı kıldım. Sonra masamdaki kuranımı aldım ve kaldığım sayfamdan devam ettim. Her ayeti okurken bazen anladığım yerler olunca hemen mealine bakarım. Ve Rabbimin bizler için neler yarattığını yada neler emrettiğini okumuş oluyorum. Çoğu zaman günahlarımız aklımıza gelir ya benimde öyle oluyor. Kuluz sonuçta Rabbimize el açıp ondan merhamet istemek, acizliğimizi göstermek ve tövbe etmek bizim görevimiz. Ama elbette yapmamak için çırpınsakta nefsimize çok yeniliyoruz malesef. Rabbim bizleri nefsimiz ile tek başımıza bırakmasın. Kuranımı okuduktan sonra mutfağıma geçtim. 


Mutfakta da küçük bir pencerem var lavabonun önünde. Perdemi çekip pencereyi açtım her zamanki gibi sabah kuşlarım pencerenin önünde dizilmiş beni bekliyorlar. Canlarım ya!Annem gibi bende yem, kuru ekmek kırıntılarını koyarım onlarda alışınca tabiki her sabah konuyorlar buraya. Kendimden önce onları doyuruyorum. Aldım hemen ekmek kırıntılarını serpiştirdim önlerine. Nasılda yiyorlar! Birbirlerini de ayırıyorlar. Bu kuşların adını bilirsiniz kumru isimleri. Büyük siyah gibi olanları var sanırım onlar biraz kendilerini üstün görüyorlar kahverengi küçük kumruları biraz eziyorlar. Bu yüzden siyah kumrular gelince onları kış kışlıyorum çünkü diğerlerinkinide yiyorlar. Hayvanların doğasıda bi ilginç. Aslında onlarla fıtrat olarak aynı yaratılmışız. Özellikle memelilerle. Annelik duygusu veya kıskanma duygusu ve sevgi, eşlerine karşı olan davranışları ile bizde olan duyguları besliyorlar aslında. Mesela ben, İstanbul'daki evimizin arka bahçesindeki ceviz ağacında bir karga yuvasına şahit olmuştum. Aslında buna benden çok annem şahitti. O her gün yatak odasındaki penceresini sabahları açarken bazı günler dişi bir kargayı izliyormuş. Ben de sonra dan gördüm. Karga küçük küçük ağç dalları ile yuvanın temelini kurduktan sonra birde kırmızı küçük tül parçası ve bir kaç bez parçası ile yuvasını hem sağlamlaştırıyor hemde dekorasyon yapar gibi süslemiş. Allahın işine bak yaa! Ben okadar şaşkınım ki, yuvayı dişi kuş kurar sözünün nereden geldiğini o an anlamıştım.

  Kuşlarım güzel güzel yemlerini yiyorlarken o sırada bende mutfak masasındaki küçük fanusumda beslediğim balığım Portakal'ın yemini verdim. Evet ismi portakal çünkü o çok tatlı turuncu bir balık. Onu bir petşoptan almıştım. Balıklarıda kuşları sevdiğim gibi çok seviyorum. Aslında bütün hayvanları severim. Ama kedileri uzaktan severim.Kucağıma alıpta onlarla ilgilenemem ya da kuşları elime alamam yani neden bilmiyorum ben ortaokuldaykende kuşumuz vardı onada dokunamazdım. Yoksa onları uzaktanda olsa severim.

  Hayvanları ve bitkileri evimizde besleyip onlara sevgi göstermek insanlara iyi gelirmiş. Buyüzden onlarla arkadaşlık yapmak banada iyi geliyor. Psikologların sosyal medyada sayfalarını takip ediyorum orda görmüştüm; toprakla uğraşmak, bir evcil hayvan beslemek gibi şeyler psikolojik olarak rahatlatırmış insanları. Özellikle bitki yetiştirirken elimizin toprağa değmesi ile toprak, vicuttaki negatif enerjiyi çekermiş. Bu yüzden çıplak ayakla toprağa basmak ta çok etkili. Bunları düşünürken balığımı izliyordum ne kadar güzel yaratılmış. Sadece bu mu denizin altında bilmem kaç milyar canlı var. Her biri o kadar çok güzel ve farklı özelliklere sahip ki. İnsan bunları düşünerek tefekkür etmiş oluyor. Ve zaten kainatı okumak bir tefekkür değil midir?Gökyüzüne bakıpta bulutları izlemek, ağaçların herbirinde oluşan güzel mi güzel  rengarenk çiçekleri düşünmek kainatı okumanın örneklerinden bir kaçı. 

  Artık arkadaşların karınlarını doyurduğuma göre bende birşeyler yiyeyim. Çaydanlığı ocağa koydum, buzdolabından doğal peynirimi, zeytinimi reçelleri, pekmezi ve tahinimi çıkardım. Doğal diyorum çünkü katkı maddesiz besleniyorum. Market ürünleri ile beslenirdim eskiden ve ne kadar zararlı olduğunu bilsekte yerdik.Köyümüzden doğal peynir falan gelirdi ama biz yine katkı maddesinden vazgeçmezdik. Daha doğrusu çok lezzetli gelir çünkü içinde fazlasıyla glikoz bulundurur. Bundan dolayı da alır yerdik. Aslında bir alışkanlık da diyebilirim. Çünkü annemler hep öyle beslenmişler öylede devam ediyorlar. Onlarda istemezler ama uğraşmakta istemiyolar işte. Baktığımız zaman ülkece böyle bir durumdayız. Herkes dışarıdan fabrikasyon besleniyor. Ağaçlarda büyütülen meyveler, sebzelerse çöp oluyor malesef. Çok üzücü bir durum.Türkiye olarak dışarıdan hiçbir ürün almadan sadece bizim tarlalarımızda yetişen ürünleri, sütümüzü, yoğurdumuzu kullansak ne güzel olurdu. Ama malesef böyle birşey yapılmıyor. Elbette köylerdeki insanlarımız böyle yaşıyorlar.Ve onlar bizlerden daha şanslılar. Bize göre daha sağlıklılar. Bu yüzden hasta sayımız ülkemizdeki şehir nüfusunu kapsıyordur. Bunu dememin sebebi belli, bu katkı maddelerinin içinde bilmem hastalık yapan kaç madde vardır. Bunlarla beslenen şehir insanlarının da malesef hastalıkları da çok oluyor. Artık bende bu hastalıklardan uzaklaşmak adına doğal, organik beslenmeye özen gösteriyorum. Peynirimi bizim memleketten getittiriyorum. Zeytinimi yan komşumdan alıyorum. Kendilerinin bizzat zeytin fabrikaları var. Egede bir köyde yaşıyor ailesi. Sağolsun arkadaşıma söylüyorum getittiriyor. Gerçekten organik olduğu okadar belliki. Lezzeti, kokusu, rengi vs. herşeyiyle kendini belli ediyor. Aynı şekilde pekmez de öyle. Dut pekmezi tercih ediyorum genellikle. Köyde bir teyze var o yapıyormuş ondan alıyorum pekmezimi. Tayini ise çok zor buluyorum bu yüzden çoğu zaman marketten alıyorum. Az kullanıyorum tabi. Balımı bal kovanları olan bir amcamız var burada ondan alıyorum. Amcanın adı Ahmet, Ahmet amca arıcılık ile uğraşıyor. Köydeki herkes tanır Ahmet amcayı, ondan alırlar ballarını. Eşide hayvan larından sütünü sağar, tereyağı yapar. Sütü ve tereyağınıda pazarda satar geçimlerini böyle sağlarlar. Reçelimide ya kendim yapıyorum yada el yapimi reçeller satıyorlar pazarda köylü teyzeler onlardan alıyorum. Bu pazardan aynı zamanda sebzemi de alıyorum. Domates ve salatalıklarımı çoğu zaman mini tarlamdan toplasam da olgunlaşmadığı zaman pazardan alıyorum. Kahvaltı tabağımı hazırladıktan sonra çayımı koydum. Masama geçtim ekmek sepetinden kahvaltılık yufkamı aldım. Mis gibi köy kokuyor. Kayseri'nin kokusu bu koku, kayseri deyince tabi sucuğu unuturmuyuz. Kalkıp buzdolabından Kayseri'den gelen sucuğumu ve köydeki teyzelerden aldığım taze yumurtalarımdan iki tane aldım. Sucuklu yumurta yapmak için ocağı açtım yumurtaları kırarken aklıma neler gelmiyor ki yumurtayı canlı hücre diye anlatırlardı bize fen derslerinde. Gerçekten de öyleydi. Ama birde bunu tefekkür ederek manevi boyutunu düşünmek lazım. Rabbim bizim için yumurta, süt, bal yaratmış ve bunları bizlere sunan birer hayvan yaratmış. Tavuk yumurtasını kuluçkada bırakınca yavrusunu dünyaya getirir. Ama bizim için yumurtlar. İnek kendi yavrusunu beslediği süt ile bizide besler.Arı ise bize midesinde oluşturduğu bal ile hizmet eder. Sübhanallah! Rabbim bizler için yarattığı bu canlıların bide biyolojideki hallerini inceleyince insan daha bi hayran kalıyor.

Yumurta iyice pişince ocağın altını kapattım. Oh! mis gibide koktu. Tavayı masama koydum ve oturdum. Kayseri' den gelen köy yufkasını halamlar yapıyorlar. Gerçekten ekmekten daha doyurucu ve sağlıklı aynı zamanda bağırsaklara çok yararlı. Kahvaltıda kesinlikle tercih edilmesi gereken bir besin.

Kahvaltımı yaparken masamın köşesin de bulunan pembe renkli çok tatliş nostaljik bir radyom var, ondan programlar veya ilahiler dinliyorum.Bazen güzel ney musikileride oluyor. Ney dinlemek çok huzur veriyor bana. Program olarak Hatice Tongar ablamın veya eşi İsmail abimin bazen de diğer takip ettiğim hem yazarlık hem de radyoculuk yapan yazarların programlarını dinliyorum. Hem dem oluyorum, bilgileniyorum hem de lezzet alıyor ruhumu besliyorum. Bazen Senai abimin programını dinliyorum öyle güzel anlatıyorki insan sohbetine doyamıyor. Bunları düşünürken kahvaltımı yapmaya devam ediyorum radyomdan da ney musikileri dinliyorum en çok sevdiğim bilindik bir ilahi. Hatta ben bunu lisede çok sevdiğim bir Kuran-ı Kerim hocamdan Umut hocamdan dinlemiştim ve onun sesinden tabii ki çok etkilenir insan bizde çok severdik hocamızı dinlemeyi.Yunus Emre'nin di yanlış hatırlamıyorsam "Demedim mi demedim mi gönül sana söylemedim mi…" ilahisini gerçekten en çok severek dinlediğim bir musiki. Hele ki bunu ney ile çaldıklarında gerçekten çok ruhu doyuran bir musiki ortaya çıkıyor. Sabahları kuranımıda okuyorum musiki dışında ama okumadığımda ise telefonumdan makamını çok beğendiğim hocalarımızın kuranı kerim okumalarını dinliyorum. Çünkü kuranı kerim okumak, dinlemekte ruhumuzun ihtiyaçlarındandır. Aynı bedenimizin gıdaya ihtiyaç duyduğu gibi.Bu arada kahvaltımı bitirdim ve masamı topladım bulaşıkları yıkadım.Şimdi biraz bahçemle ilgileneyim. Hem sabah havası iyi geliyor insana hava serinde olsa o oksijen vücuda şifa oluyor. Portmantonun yanında bahçe malzemelerim vardı,küçük bir kürek ve tırmık,aldım onları. Hava serin olduğu için üstüme şalımıda aldım ve bahçeye geçtim. Terliklerimi çıkarıp sarı bahçe çizmelerimi giydim. Bahçeyle ilgileneceksem tüm malzemelerim tam olmalı dimi ama. Devlet sağolsun lojmanlara küçük birer bahçe yaptırmış. E ben dururmuyum hemen biçtim çimeni, küçük bi tarla yaptım kendime. Domates, salatalık ne varsa öğrendim önce nasıl ekilip biçilir, sonra da besmeleyi çekip güzelce ektim, biçtim ve sebzelerimi yetiştirdim. Çokta güzel oldu. Mis gibi toprak kokuyor sebzelerim. Yerken lezzet alıyor insan. Şimdi sebzelerimi sularken baktımda domateslerim çıkmaya başlamış.

Aklıma Saniye ablam geldi. Sosyal medyada takip ettiğim bir çocuk gelişim uzmanı ama aslında bir akedemisyen anne, bir yazar kendisi.Çocuk gelişim uzmanı olsada sanki bir bitki uzmanı gibi yada bir çiftçi uzmanı gibi herşeyin bilgisine sahip çünkü kendisini bu alandada yetiştiriyor. Her durumunda bizide bilgilendirmeyi unutmuyor.Minik domateslerimi görünce onun domateslerine yavrularım demesi geldi aklıma. O hem kendi yavrusuna annelik yapıyor hemde yavrularım dediği bitkilerine. Acaba benim annem nekadar annelik yaptı dedim içimden. Bunu demeyi istemezdim ama aklımdan yaşadıklarım geçince üzülüyorum. Elbette annemi seviyorum o benim canım ama bi çok tepkisi kalbimi kırıyordu. Yinede onun yaşadıkları daha ağırdır deyip susuyorum. İçime attıkça bende kötü oluyorum ama bi şekilde ben atlatırım diyorum. Bi dönem atlatamamıştım belki başka sebepleri vardı yaşadığım sıkıntının ama çok şükür bitti ve burdayım. Rabbime ne kadar şükretsem azdır. Kötü şeyler yaşandı ve bitti imtihandı demekki benim ve annemin imtihanı. Toprakla biraz uğraşınca bunları düşünmeyi bıraktım ve biraz oksijeni içime çektim ve şükrettim. Saat dokuz bu saatte bu hava okadar güzel oluyorki zaten buralar dağlık yerler oksijen bol bide arada esen rüzgar, uzaktan gülümseyen güneşle tam bir huzur doluyor insanın içi. Küçük bir kamp sandalyesi ve masası almıştım o duruyor kapının önünde. Tarlamın yanında toprakla uğraşırken ona oturup arada dinleniyor manzaramı seyrediyorum. Sessiz sakin, sadece kuş cıvıltıları, horoz,tavuk, inek ,koyun sesleri başka bir şey yok. İnsan bundan başka ne isterki. İlim ile ilimlenip ibadetin ile kulluk görevini yapıyorsan ve elbette bu dünyadaki işlerini de hallediyor, dünyanın diğer ucundaki kardeşlerinide düşünüyorsan, rabbini anmayı unutmayıp, çocuklardan sevgini büyüklerden saygını esirgemiyorsan sen zaten olgunlaşma evrenindesindir. Ben hep okuduklarım da bunu gördüm bunu bildim. Öneririm bizler için bir yol biçmiş "huzme" adındaki sayfanın sahiplerinden rabbim binlerce kez razı olsun. Onların varlığından nekadar çok haberim olsada hiç bir şey yapamadığım yıllar oldu bir türlü hayatımı yoluna koyamıyordum ama bu gün bir şeyler yapabildiysem, minimalizme alışmış bir halde burda bu küçük evde peygamber efendimizin yolundan gitmek için çaba gösteriyorsam bu onların sayesindedir. Bunları düşünürken imamhatip yıllarım aklıma da gelmezmi gözlerim yaşardı bir an! Ah hocalarım! Emekleri okadar çokki ödeyemeyiz hiç birini, hepsinin ayrı ayrı emeği var üstümüzde. Zeytinburnu imamhatip bana o kadar çok şey kattı ki! Orda çok şey öğrendim. Lise bitti üniversitenin ilk yılları, sonra eve geri döndüğümde o yıllardaki halim hiç iyi değildi başka şeylerden dolayı. Kendimi lisedeki gibi görmüyordum çünkü oranın ortamı okadar farklıydı ki. Hani deseler tekrar liseye gidin diye 4,5 kez okurdum liseyi herhalde ama sonrasında okadar çok şey yaşadım ki ve hepsinin sebebini biraz daha iyi anladım. Ve o ortam bir tek bu lisedeydi çünkü Rıdvan hocamızdan bir tane vardı, İlyas hocamızdan bir tane vardı.... O insanlar sadece allah rızasını düşünen insanlardı. Her biri benim için gerçekten çok değerli. Aynı şekilde ilk ve ortaokullardaki hocalarımda öyleler. Heleki matematik öğretmenlerim onları bi tık daha çok seviyorum. Çünkü bir matematikçi olarak (yani hem sevdiğim için ve yapabildiğim için) onları daha çok seviyorum. Çocuk gelişimi alanında öğretmenlik yapıyorum ama yine de arada bir isteyen öğrencilere matematik dersi veriyorum. Birikim adında bir dershaneye gitmiştim ortaokulda ordaki hocalarım ergenlik zamanı ya, bizimle çok ilgilenirlerdi, ilgilerini hiç eksik etmediler bu çocuklar ergenliğe giriyorlar ve bu çocukların hamurlarını iyi yoğurmalıyız deyip ellerinden ne geliyorsa yapmaya hazırdılar. Çünkü seviyorlardı mesleklerini. Onlar bizi hazırlarken kendileride kpss ye hazırlanıyorlardı onlar çalışırken bizlerle ilgilenmeyi unutmuyorlardı. Ve eminim diğer dersanelerden hiçbirine benzemiyordu. Çünkü orası bir yuvaydı ve o insanlar bize annelik, ablalık yeri geldi babalık yaptılar. Ne sıkıntımız varsa derman olmak istediler. Dertleri sınavdan önce bizim dertlerimiz oldu. Onlar gönüllerimizde yer edindiler. Sonra lisede öğrendim ki bizim lise birikimle anlaşmalıymış yani öğrenciler direk oraya yönlendiriliyor. Neden derseniz bizim rehberlikçi zeynep hoca birikimde yıllarca çalışmış orayla ilgisini kesmemiş birikimdeki rehber hocamızla iletişim halindelerdi hatta bana dosyalar verirdi hocamız bende dersaneye götürürdüm o derece. Zaten sonradan anladım bizim 8. sınıfta sohbet ablaları vardı onları ben lise birde bizim okulda görünce önce anlamadım sonradan dersaneye gidince bi baktım bütün zeytinburnu burda. Sonra dank etti biz ortaokuldaykende geliyorlarmış.Okadar mutlu oldum ki rabbim hayırlı yerlere kapımı açmış. Ve bu duyguları yaşıyorsam o güzel insanlar sayesinde. 

 Bu kadar düşüncelere daldım ama biraz üşüdüm. Çiçeklerimide suladıktan sonra duvarın kenarında musluk vardı botlarımı ve malzemelerimi yıkadım, botlarımı çıkarıp kenara koydum ev terliklerimi giydim ve eve girdim. Nasıl üşüdüysem ev sıcacık geldi. Hemen ısındım. Şalımı portmantoya astım. Bahçe malzemelerimi yerine koydum. Banyoda elimi yüzümü yıkadıktan sonra salona geçtim biraz dinlenmek için koltuğa oturdum. İlerde kullanmak için veya birine hediye edebilirimde havluya etamin, bungalov nakışı işliyorum. Sehpanın üstünde duruyordu dinlenirken onuda yapayım dedim ve elime aldım. Nakışı işlerken aklımdan renklerin çeşitliliği,güzelliği falan geçiyordu. Birbirinden güzel 7 farklı renk ve onlardan da türeyen çeşit çeşit renkler.Yeşilden fıstık yeşili, mint yeşili gibi farklı yeşiller türüyor mesela. Siyah ve beyaz gibi birbirinin zıttı olan iki farklı renk var bide. Zıtlık ya! dünyanın yaratılışından beri zıtlık üzerine yaratılmadık mı. Evet zıtlık üzerine mesela gece-gündüz, kız-erkek, yeryüzü-gökyüzü, zengin-fakir, genç-yaşlı, güzel-çirkin diye uzar gider bu zıtlık. Böyle olmalıydı çünkü. Eğer dünya sadece zenginlerle yada fakirlerle dolu olsaydı olurmu hiç. Fakirinde bir kaderi var zengininde. Üzerimize düşen bir görevde var. Zengin hem bu dünyafaki işlerini yoluna koyacak hemde kulluğunu bilip hainlikten, cimrilikten, kötülükten uzak durup ibadetini yapacak orucunu tutup zekatını verecek dünyadaki bütün kardeşleri için çaba gösterecek. Yani elinden geldiği kadarıyla yapacak. Burda zengin olmak aslında çok açıklama gerektiren bir kelime ama onu sonrada açıklarım. Fakir bir insana gelirsek rabbine şükredecek kulluğunu yerine getirip, sabredecek kötü günler yaşıyorsa duasını edecek zenginin varda benim niye yok diye isyan etmeyecek. Bu şekilde yaşamamız gerekiyor öyle emrolunduk çünkü. Zengin zekatını verecek fakir de duasını verecek ona. Aklıma izlediğim bir video gelmişti ayakkabısı olmayan bi çocuk parkta oturan temiz kıyafetleri olan birine bakıp keşke ben onun yerinde olsaydım der ve istediği olur ama bu sefer o çocuğun yerinde bankta oturuyor o çocuksa sevinerek koşuyordu çıplak ayakla önce anlamıyor, onun ayakkabısı var diye seviniyordu ki ayağa kalkmadığını farketti ve bacaklarını hareket ettiremiyordu ve istediği ayakkabı için çok pişman olmuştu ve anlamıştı yaptığı yanlışı. Evet bizde bu duruma düşebiliriz allah korusun tabi. Kaderimiz bizim için nasıl yazılıydıysa elhamdülillah deyip elimizi kalbimize koyarak eyvallah diyeceğiz. Rabbim milyonlarca insan yarattı kimini padişah, kimini sultan, kimini öğtetmen, kimini doktor yarattı. Her birine ayrı dünyalar verdi. Kiminin annesi vardı, kiminin teyzesi. Kimininse hiç kimsesi. Ama yaşam devam ediyordu. Rabbimiz bizim sadece kendisinden razı olacağımız şeylerle meşgul olmamızı istedi okadar. Kulum burası misafir hane burada ye iç ama geldiğin yeri unutma ve bol bol ağaç dik buralara ordan. Geldiğinde cennet gibi güzel bir yer olacak burda, yoksa odunlar içinde yanacaksın diyor. Diktiğimiz her ağaç kıldığımız namazlardı çünkü. 


Neyse konu nereden nereye kadar uzadı en son neyden bahsediyordum renkleri düşünüyordum. Hatta siyahla beyaz olsaydı sadece hayatımız acaba nasıl olurdu? Bu yüzdende bu renklerin bile bir nimet olduğunu düşünürüm hep. Renklerin nasıl oluştuğunu ilkokulda öğrenmiştik hatırlıyorum da, gökkuşağının o su damlasının kırıp geçmesi ile yani bir ışıktan bahsedersek şeffaf bir su damlasının içinden geçip kırıldığında oluşan o yedi renk! Mesela güneş ışığına bardak tuttuğumuzda da aynı şekilde o yedi renk oluşuyor! Bu 7 rengin 7 olmasının da bir aslında sebebi var! Çok ilgimi çekmişti. Bu durumda tabii ki o sebebi tam olarak okuyup öğrenememiştim ama altındaki o sebep bence çok önemli. Yine mesela renkleri düşünürken aklıma hemen birbirinden güzel çiçekler geliyor her birinin rengi ile içindeki bir daha tohumlarıyla bu kadar güzel yaratılmış olana kadar bir tevekkül etmemek mümkün değildir bence. Rabbim o kadar güzel güzel yaratmış ki onları her birinden farklı farklı kokular farklı farklı görüntüler oluşuyor papatyalar, güller, laleler, menekşeler.... O kadar farklı çiçekler var ki ismini bilmediğimiz. Bir kitap şeklinde bile bunları yazıp bakımları hakkında bilgiler veriyorlar ve ortaya çok kalın bir kitap çıkıyor tabiki. Ben lisedeyken bu konu hakkında bize biyoloji öğretmenimiz ödev vermişti. Konumuz da istediğimiz bir çiçeğin bütün yapılarını bir ödev halinde anlatmaktı. Kütüphaneden bitkiler hakkında bir kitap almıştım bende. İçinde hiç bilmediğim binlerce çeşit bitki vardı ve her birinin ismi bizim bildiğimiz çiçekler gibi değil farklı farklı değişik yabancı isimlerdi. Ben de ardından en güzel olanını yani pembe rengi çok sevdiğim için o renkte bir çiçek seçtim. Adı ise küpe çiçeğiydi gerçekten rengi ve kendisi çok güzeldi. Benim en sevdiğim çiçek cam güzelidir normalde ama ikinci favorim küpe çiçeği oldu şimdi. Ondandır penceremin önünde bir kaç küpe çiçeği yetiştiriyorum. 


 Velhasılkelam renkler o kadar güzel bir şey ki Rabbimin bu nimetini hiç unutmamak gerek. Evrenin, kainatın neresine bakarsak bakalım bu nimeti her yerde görebiliriz;güneşin sarısı, ayın beyazlığı, gökyüzünün mavisi, gecenin karanlığının bile lacivert oluşu ve en güzelide yediğimiz yiyeceklerdeki bütün meyvelerim, sebzelerin her birinin renk pigmentleri bizim vücudumuza şifa vermekte bundan daha büyük nasıl bir nimet olabilir ki!